Batı, Çin’i nasıl yanlış anladı?

Çin’in demokrasi ve pazar ekonomisine yöneleceğine dair iddiaya giriliyordu. Oynanan kumar kaybettirdi.

Çin, geçen hafta içerisinde otokrasiden diktatörlük rejimine geçiş yaptı. Bu durum, halihazırda dünyanın en güçlü liderlerinden biri olan Xi Jinping’in Çin anayasasını istediği kadar ve büyük olasılıkla ömrünün sonuna kadar başkan olarak devam edecek şekilde değiştirmesiyle yaşandı. Çin, Mao Zedong’dan beri, bu denli güç sahibi olan bir lider tarafından yönetilmedi. Yaşananlar, sadece Çin için büyük bir değişim anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Batı’nın Çin’e oynadığı 25 yıllık iddianın da kaybedilmesi anlamına geliyor.

Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonra Batı, Çin’i küresel ekonomik düzen içerisinde yer alacak bir sonraki büyük komünist ülke olarak kabul etti. Batılı liderler, Çin’e Dünya Ticaret Örgütünde koltuk verilmesinin, Çin’i ikinci dünya savaşı sonrası kurulan düzen içerisine çekeceğini düşünüyorlardı. Çin’in mevcut ekonomik sisteme entegresyonuyla birlikte, Çin’in Pazar piyasasına geçiş yapmak için cesaretlendireceği ve bunun sonucunda insanların daha zengin hale geleceğini dolayısıyla demokratik özgürlük, haklar ve hukuk devleti talebinde bulunacağını umuyorlardı.

Aslında Çin’in dünyaya kapanması olasılığına göre oldukça değerli bir düşünceydi. Çin, kimsenin tahmin edemeyeceği kadar çok büyüdü. Hu Jintao liderliğinde Çin’in değişimine dair menfi iddiaya para yatırabilirdiniz. Beş yıl önce Xi Jinping gücü eline aldığında Çin’in anayasal düzeni tesis edeceğine dair spekülasyonlar mevcuttu. Bugün, o illüzyon paramparça olmuş durumda. Xi, politika ve ekonomiyi baskı, devlet kontrolü ve çatışmaya doğru yönlendirdi.

Xi Dada’ya* Selam Olsun

Xi, gücünü komünist partinin egemenliğini yeniden tesis etmek ve kendisini de bu yeni durum içerisinde sağlamlaştırmak için kullandı. Yolsuzlukla mücadele ederken, potansiyel rakiplerini de ortadan kaldırdı. Halkın Kurtuluşu Ordusunu(PLA) Komünist Partisine ve kişisel olarak kendisine olan bağlılığı güçlendirmek için yeniden yapılandırma yoluna gitti. Özgür düşünceli avukatları mahkum etti. Ayrıca medya ve internette partiye ve hükümete yönelik eleştirileri ortadan kaldırdı. Tabiî bunun yanında insanların hayatları göreceli olarak özgür kalsa da, hoşnutsuzluğu ve sapkınlığı izlemek için bir gözetim devleti yaratıyor.

Çin Halk Cumhuriyetinde Xi Dada yani Xi Baba olarak anılan Xi Jinping

Çin, uzun zamandır içişlerine karışılmadığı müddetçe hiçbir ülkenin kendisini nasıl yönetmesiyle ilgilenmediği iddiasındaydı. Her nasılsa Çin, otoriter sistemini giderek daha da artırarak liberal demokrasinin rakibi olarak sunmaya başladı. Geçen ilkbaharda düzenlenen Komünist partisinin 19. kongresinde Xi, “Diğer ülkeler için yeni bir seçenek” ve belki de, “Insanlığın karşılaştığı sorunların çözülmesi için Çin bilgeligi ve Çin merkezli bir yaklaşım”a evrilebilecek bir teklifte bulundu. Xi, daha sonra Çin’in model ihrac etmeyeceğini belirtse de, Amerika’nın artık sadece ekonomik rakip değil, aynı zamanda ideolojik bir rakip olarak görüldüğünü hissettiriyor.

2017 yılının en büyük ihracatcı ülkeleri ve ihracat miktarları

Çin’in piyasa ekonomisine uyum sağlayacağına dair girilen iddialar daha başarılı olmuş durumda. Çin küresel ekonomiye entegre oldu hatta dünyanın en büyük ihracatçısı (dünyadaki bütün ihracatın %13u) haline geldi. Girişimci ve becerikli aynı zamanda dünyanın en büyük 100 firması arasında bulunan 12 firmasına da sahip.

Buna rağmen, Çin hâlâ tam anlamıyla bir piyasa ekonomisi değil, görüldüğü kadarıyla hiçbir zamanda olmayacak. Çinliler, iş dünyası üzerindeki kontrolü devlet gücünün bir silahı olarak görüyor. Çok sayıda sektörü stratejik olarak görüyorlar. Örneğin “Made in China 2025” planı, devlet yardımları ve korumasıyla havacılık, teknoloji ve enerjinin de olduğu on sektörde liderler yaratılmak isteniyor. Batılı şirketler hâlâ Çinlileri devlet destekli teknoloji casusluğu yapmakla suçlasa da eskiye nazaran daha az gürültü çıkıyor. Bu arada yabancı işletmeler hâlâ karlı ancak mutsuzlar, çünkü ticaret her zaman Çin’in şartlarını kabul etmek demek. Örnek vermek gerekirse, Amerikalı kredi kartı şirketlerine bazı sıkıntılar yasattıktan sonra izin verdiler.

Çin’in ”Bir Kuşak Bir Yol” inisiyatifinin kapsamı

Çin, Batının bazı kurallarını benimsemekle birlikte, aynı zamanda kendi paralel sistemini de hazırlıyor. Ülke dışına 1 trilyon dolar yatırım yapma sözü verilen “Bir Kuşak Bir Yol” inisiyatifini ele alalım, Marshall planını gölgede bırakıyor. Çin’in sıkıntılı batı bölgesini geliştirmek amacıyla hazırlanan tasarı, katılmak isteyen her ülke üzerinde Çin’in doğrudan etki sahibi olmasını da sağlayacak. Inisiyatif, katılmak isteyen ülkelerden Çin merkezli sorun çözümlerini kabul etmelerini istiyor.

Ticaret, Bir Cezalandırma Aracı

Çin, ticareti düşmanlarını cezalandırmak için de kullanıyor. Yakın zamanda Dalai Lama’dan düşüncesizce alıntı paylaşan Alman otomotiv devi Mercedes-Benz özür dilemek zorunda kaldı. Filipinler, Güney Çin Denizinde yer alan Scarborough Shoal adacığı üzerinde hak iddia edince, Çin, Filipinler’den sağlık gerekçesiyle muz ithalatını durdurdu.Ticaretteki bu “keskin güç” askeri kuvvetin sert gücünün tamamlayıcısı. Bölgesel bir süper güç olarak Çin, Amerika’yı Doğu Asya’dan çıkartmaya kararlı görünüyor. Scarborough Shoal’le birlikte Çin çok sayıda kayalık ve adacığı ele geçirmiş durumda. Çin’in askeri modernizasyon ve yatırım hızı, Amerika’nın bölgedeki hakimiyetini koruma konusundaki uzun vadeli taahhüdüne dair şüphelere neden oluyor.

Economist Dergisinin 1 Mart 2018 basımından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: