ABD’nin darbe geçmişi

Amerika Birleşik Devletleri kurulduğu günden bu yana iç sorunlarında kurtularak çok fazla güç sahibi oldu. Gücü sayesinde kıtalararası, okyanuslar üstü bir gücü yönetir konuma yükseldi. ABD’nin sahip olduğu gücü; ekonomik hegemonya, askeri gücün ekonomi için bir araç olması ve devlet mekanizmasının sorunlarını çözmekteki hünerleri ile açıklayabiliriz.

ABD iç sorunlarını; yerlilerle savaş ve güney-kuzey arasında yaşanan iç savaştan sonra dış güçlerin (Fransa-İngiltere-İspanya) müdahalesinden uzak tutmayı başardı. Bu başarıdaki en büyük faktör sahip olunan güç, bu gücün müdahale etmek isteyen ülkeler üzerinde yarattığı muazzam korkunun eseri oluğunu söylemekte bir beis yok. Ayrıca müdahale etme eğiliminde olan ülkelerin çıkarlarını düşünerek açık müdahale olarak algılanacak eylemlerden uzak durduğu düşünülüyor.

American-Civil-War.jpg
Amerikan İç Savaşı – 1861 ile 1865 yılları arasında gerçekleşmiş ve tahmini olarak 600 bin askerin öldüğü savaştır. Verilen sayılar tahmini olmakla birlikte daha yüksek olduğu düşünüyor ve sivil kayıplar eklenmemiştir.

ABD ile siyahlar arasındaki tanınma ve haklarla ilgili sorunları hiçbir zaman ABD’ye çok baş ağrıtacak ya da dış politikasını köklü değişimlere uğratacak kadar ciddi olmadı( ABD üzerinde baskı oluşturacak ciddi bir güç mekanizmasının olmaması).  Efsane bir lider ve dünya tarihinin gördüğü en büyük hatiplerden Martin Luther King, nam-ı diğer Malcolm X suikast sonucu elimine edildikten sonra da aşağı yönlü, sorun çıkartmayan bir yöne doğru evrilen siyahi hareket ile karşı karşıya kalındı. Siyahi, ayrımcılığa uğrayan güruhun tek ve güçlü lider mitinin bir silahtan çıkan kurşunlarla darbe yemiş olmasından dolayı oldu. Daha sonraki süreçte bazı siyahi gruplar(Kara Panterler) silahlı mücadele seçeneğini, diğer gruplarsa barışçı ve hak taleplerinin masumiyetine (insan hakları bildirgesinde doğuştan sahip olunan hakları) gölge düşüreceği gerekçesi ile karşı çıktılar ve bu karşı çıkışlarının da mükafatını! ABD’li otoritelerden aldılar; birçok alanda uygulanan ayrımcı politikalar son buldu, halk nezdinde kabul görmesi zaman alsa da.

Son yıllarda daha da ayyuka çıkan polis kurşunu ile öldürülen siyahilerin durumunu sadece ırkçılık olarak algılamak ve ifade etmek de oldukça sıkıntılı, çünkü siyahilerin suça olan yatkınlıkları  (bunu bir ABD’li beyaz söylese eminim ırkçı olmakla suçlanır)  ki bu durumun sorumlusu olarak ABD hükumetleri suçlanabilir, beyaz ve siyahilerin yaşam alanlarının arasındaki derin uçurumlar, %1 olarak addedilen zengin sınıfın ezdiği orta sınıf ve orta sınıfın ezdiği fakir kesim ile bu kesimlerin daha da altında yaşam koşullarına sahip siyahilerin ezilmesi ve siyahilerin yaşadığı bölgelerde yeterli miktarda yatırım yapılamaması, okulların kalite problemleri vs. de bu sorunları kronik hale getiriyor. Çözüm için yeniden yapılanma ve kapitalist sistemin çok uzağında olan adil dağıtım şartlarının sağlanması lazım.

Bir ülkenin iç dizaynı,sağlığı, o ülkenin dış politikasını yönlendirir. Bu klasik, motto olmuş cümle, özünde çok fazla gerçek ihtiva ediyor. Sorunlarını halledememiş bir ülkenin dış politikada gerçek anlamda dinlenilen ve güç noktalarında bulunanlar üzerinde etki etmesini beklemek hayalcilik olur.

ABD devletinin sistemin sağlıklı işlemesi ve sürekli teyakkuz halinde olmasını sağlamak için ürettiği düşmanlar ya da var olan ama sahip olduğu gücün kat’bekat üstünde bir güce sahip olduğu simüle edilen düşmanlar ile uğraşması için de güçlü bir askeri yapıya ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacın karşılanması için harcanan para, ayrılan bütçe, orta büyüklükteki bir devletin GSMH büyüklüğünde ve 2014 yılına kadar sürekli artırılıyordu. ABD’nin askeri bütçesi şu anda yatay bir konumda yani azaltılmış değil, hatta yeniden yükseliş trendine girmesi bekleniyor günkü güç merkezi, düşmanın bulunduğu yer değişiyor. Yeni düşmanla mücadele etmek için El Kaide terörü ya da demokrasi götürmek için işgal dilen ülkeler için harcanan parayı artırmak gerekecek.

maxresdefault.jpg
20 Mart 2003’te fiili olarak başlamış ve Barack Obama’nın başkan seçilmesinden sonra, ABD askerleri 2011 yılında kısmi olarak çekilmişlerdir. Hala belli bir miktarda ABD silahlı kuvvetleri personeli Irak’ta etkin olarak bulunmaktadır. ABD’nin günümüz askeri varlığı Irak Kürdistan’ında yoğunlaşmıştır.

Esas konudan sapmamak adına, siyahilerin, askeri gücün tahkimatını ve ABD’nin iç politika sorunlarını bir tarafa bırakıp devam edelim. Başka bir yazıda detaylı bir şekilde yazılıp, incelenmesi gereken konular.

ABD’nin darbe geçmişini yazarak, gelecekte yaşanacak darbe girişimlerine hazırlık ya da yaşanmış ama adı konmamış olanlarına da ”DARBE” diyebilmemiz için hayati önem taşıyor. ABD, Chomsky’nin ifade ettiği şekilde biz de ifade edelim; Yunanistan ve İtalya’da  halkın seçtiklerine ve kapitalist düzene ”virüs” mahiyetinde tehdit oluşturan hükumetlere darbeyi bizzat gerçekleştiren ya da ön ayak olması ile edindiği deneyimleri dünyanın pek çok yerinde teorileri, pratiğe dökerek gerçekleştirmiştir. Özellikle ABD’nin arka bahçesi olarak tanımlanan Latin Amerika ülkelerinde gerçekleştirilen darbeler bu eğitim sürecinden sonra ne kadar da ustalaşmış olduğunu gösteriyor. Şili, Brezilya, Grenada, Guatemala, Paraguay gibi ülkelerde darbelere bizzat iştirak edilmiş ya da yerel işbirlikçi unsurlar kullanılarak ülke yönetimine el konulması sağlanmıştır. ABD’nin askeri müdahalede bulunmadığı ama kapitalist sisteme zarar vereceğini düşündüğü ülkeleri de ekonomik anlamda zor durumda bırakmak için, halk kitlelerinin seçimler yoluyla destek verdiği hükumetleri, desteği ekonomik kısıtlamalar aracılığıyla kırarak hatta tersine çevirerek ekonomik darbeler gerçekleştirdiği, düşmanların pasifize edildiği ülkeleri de unutmamak lazım.

src.adapt.960.high.grenada_102413.1382714577078.jpg
ABD askerlerinin 1983 yılında Grenada işgali. ABD yönetimi için tehdit olan marksist yönetim derdest edildi.
1685fccd.roundUp_800x554.jpg
Sosyalist Salvador Allende yönetimine karşı ABD hükümetinin desteği ile darbe yapan Şili Silahlı Kuvvetleri, Şili halkını Augusto Pinochet iktidarına mecbur bırakmıştı ve bu iktidar kısa da sürmedi. 1974-1990

Müdahale edilen ülkenin büyüklüğü, stratejik önemi pek de önemli bir unsur değil, sistem karşıtı bir hareketin iktidarda olması, iktidar adayı olması da müdahale için yeterli bir neden. ABD’nin sistem karşıtı hareketleri ”virüs” olarak tanımlamasının sebebi de, bu hareketlerinin iktidarlarının vuku bulması neticesinde başka ülkelere, fakirleştirilmiş, topraksızlaştırılmış, başka ülke halklarının da aynı virüsü kaparak, hastalığa yakalanma olasılığının olmasından kaynaklanıyor.

Genç dimağlara eğitim yoluyla empoze edilmiş, yaşça daha büyüklerin de kötü şartlarda çalıştırılarak, yaşamak için itaat etmenin şart koşulduğu emek dünyasında, diz çöktürülerek  yenilmezliği, yıkılmazlığı öğretilmiş bir sistemin güvenliği her şeyden daha önemlidir. Bankalar, küresel tekellerin varlığı için gerekli olan korunma ortamının yaratılması için tehditlerin yok edilirken acımasız olunması lazım. Mevcut tehdit yok edilirken gaddarlık, orta çağ vahşiliğinin modern dönemin gelişmiş birey zekasının ürünleri olan işkence ve isyan bastırma teknikleri de eklenerek, tehdit kıpırdanmalarına net mesaj verilir.

Evet, ABD imparatorluğu mevcut sistemin bozulmaması için askeri, ekonomik müdahaleleri meşru görüyor, tabi kendisi yaptığı ve çıkarlarına uyduğu müddetçe. Çok fazla kişinin dile getirdiği bir söylem var; ABD dış politikasını şirketler belirler” diye, evet bu söylem doğru ve darbenin gerçekleştiği ülkelere çöreklenen şirketlerin mensubiyetlerine bakılırsa, kazanç sağlayan bankaların merkezlerine paranın aktarıldığı yerler düşünüldüğünde bu söylemin sonuna kadar doğru olduğu bir gerçeklik. Evet, bazı itirazlar duyuyorum; sadece ekonomiye bağlanamaz; teolojik ya da geçmişten gelen nefret boyutlarına da bakmak lazım. Ama, ABD politikalarına sirayet etme kudreti bakımından ne din kurumu ne de geçmişten gelen kinin, ekonomik sistemin korunması güdüsünün sahip olduğu etkiye ve kudrete sahip olduğu söylenemez.  Din ve maddiyat orta çağ’da olduğu gibi aynı kurumların tekellerinde olsaydı bugün bu iki kurumun birbirleri ile işbirliğini konuşuyor olabilirdik ama ABD’de tanrı doların üstünde çizilmiştir. Onun sahip olduğu kudret, 60 yıl önce kilisenin kudretini aştı.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: